ULUSLARARASI BALKANLAR´DA ALEVİLİK VE BEKTAŞİLİK SEMPOZYUMU

Edirne´de iki gün sürecek Uluslararası Balkanlar´da Alevilik ve Bektaşilik Sempozyumu başladı.
29 11 2024
207 kez okundu


Edirne Valiliği, Trakya Üniversitesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Balkan Şehirleri İşbirliği Edirne Platformunca Balkan Kongre Merkezi'nde düzenlenen sempozyum İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı Alevi gülbangı (dua) ile devam etti.
Edirne Valisi Yunus Sezer, sempozyumun açılışında yaptığı konuşmada düzenlenen programı çok önemsediklerinin altını çizdi. Sezer, gittikleri yerlerde medeniyet inşa edenlerin, insanlığa insan olmayı, kardeşliği, hoşgörüyü öğreten Sarı Saltuk gibi alperenlerin öğretilerinden uzaklaştıkça mezalimlerin ortaya çıktığının görüldüğünü vurguladı. Yunus Emre'nin "Bölüşürsek tok oluruz, bölünürsek yok oluruz." deyişiyle sözlerini sürdüren Sezer, "Aslında bizim şiddetli bir şekilde insanlığa bizim medeniyet değerlerimizi sunmaya, onlara adalet değerlerimizi hatırlatmaya ihtiyacımız var insanların aslında birbirleriyle kavga ederek değil huzur içerisinde yaşadığı dönemleri hatırlatmaya ihtiyacımız var. Sarı Saltuk'un izinde oradaki birçok dergahta, birçok dervişhanede bütün insanlığa hitap edecek, bütün insanlığın geleceğine hitap edecek sözlerin bütün insanlığın benimsemesine ihtiyacımız var." diye konuştu.

HACI BEKTAŞ VELİ'NİN ÖĞÜTLERİNE DİKKAT ÇEKTİ

Sezer, günümüzde genellikle ahlaklı olmak anlamında kullanılan Hacı Bektaş Veli'nin "Eline, beline, diline sahip ol" sözünün, aslında daha derin anlamları olduğunu ifade ederek, "el" derken "devlete", "dil" derken "Türkçe"ye, "bel" derken "töreye" sahip çıkılmasının da öğütlendiğine işaret etti. Alperen, derviş ve gazilerin Balkanlar'a çok önemli bir medeniyet mirası bıraktığını vurgulayan Sezer, şöyle devam etti: "Bunca yıl geçmesine rağmen bugün Balkanlar'ı ziyaret ettiğimiz zaman halen daha Macaristan'da Gülbaba'nın türbesinden, güller saçıldığını ve sadece bizler değil her milletin insanının oraya ziyaretlerde bulunduğunu görüyoruz. Geride yıkılmayan, kaybolmayan bir medeniyet bırakmışlar medeniyet anlayışı bırakmışlar insanlığa aslında devasa bir kültür devasa anlayış bırakmışlar. Bizlerin bu kültürün ve bu anlayışın izinden gitmesi lazım ve bunu asla ve asla kaybetmememiz lazım. Bu tür programlar bize biz olma hatırlatma, aynı zamanda da bizim sahip olduğumuz değerleri başka milletlere de göstermek için bir fırsattır. İnşallah Allah bizleri üzerinde oturduğumuz bu eşsiz medeniyet değerlerine karşı mahcup etmez. Bulunduğumuz her yerde bize çok güzel miras bırakan büyüklerimize karşı bizleri mahcup etmez ve onların bizlere bırakmış olduğu bu eşsiz mirası, medeniyet anlayışını gelecek nesillere ve bütün insanlığa da yaymayı nasip eder."

‘ALEVİLİK VE BEKTAŞİLİK KÖKENİ AYNI OLAN, AYNI ÖZDEN BESLENEN İKİ KARDEŞ YOLDUR’

Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Alirıza Özdemir ise, kurumunun faaliyetlerini anlattı. Özdemir, kurum olarak projeleri çok önemsediklerine işaret ederek, projeler kapsamında Alevilik ve Bektaşilik Ansiklopedisi hazırlandığını, sözlü tarih çalışması başlattıklarını, Kaygusuz Abdal adını verdikleri Alevilik - Bektaşilik ihtisas kütüphanesi kurduklarını aktardı. İki yıl önce kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığının sadece fiziki projeler üretmediğini gönüllere de dokunduğunu ifade eden Özdemir, şunları kaydetti: "Biz çalışmalarımızla Alevi Bektaşi toplumunun gönlüne dokunmak ve milli birliğimizi pekiştirmek istiyoruz tüm çalışmalarımızı ana motivasyon kaynağı budur. Başkanlığımızın yürüttüğü çalışmalar Alevi ve Bektaşi toplumunun geniş bir kesimi tarafından olumlu karşılanmakta bunu biz sağa çalışmalarımızda ayrıca ürettiğimiz işlere gelen tepkilerden bunu biz ölçebiliyoruz görebiliyoruz projelerimizin etkisini öğrenmeye çalışmalarımızla birlikte itiraz eden küçük bir kesim var. O kesimlerinde zaman içerisinde daha olumlu bir tutum sergileyeceğini düşünüyoruz.
Alevilik ve Bektaşilik kökeni aynı olan, aynı özden beslenen iki kardeş yoldur. Birlikte yaşadığımızda birbirimizi anladığımızda sevgi ve saygı ile bir büyür ve güçleniriz. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın himayelerinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı alevi - Sünni kardeşliğini pekiştirmeye yönelik geliştirmeye yönelik ve milli birliğimizi sağlamaya yönelik bir durumdur. Dolayısıyla biz bu kurum çatısı altında milli birliğimizi ve beraberliğimizi pekiştirecek güçlendirecek işler yapıyoruz. Bundan sonra da bu çalışmalarımıza bu minval üzere devam edeceğiz."

ÖNEMLİ BİLDİRİLER SUNULDU

Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Hatipler de Balkanlar'ın tarih boyunca farklı dinlerin, farklı kültürlerin ve medeniyetlerin etkileşimine sahne olmuş bir coğrafya olduğunu ifade etti.

Farklılığın Balkan coğrafyasına Rumeli'ye farklı bir zenginlik ve kültürel mozaik hüviyeti kazandırdığını ifade eden Hatipler, "Rumeli'nin zengin kültür mozaiğinin en değerli taşlarından biri olan Alevi - Bektaşi düşüncesini, anlayışını, insanı kavrayışını alanında uzman olan akademisyenlerimiz kıymetli çalışmaları ile derinlemesine inceleyecekler tartışacaklar ve yaptıkları çalışmaları bizlere takdim edecekler." dedi.

Kuzey Makedonya Alevi - Bektaşi inanç önderi Zeynel Abidin Tekeshanoski, davet için teşekkür ederek, tasavvuf yolunda faaliyetlerini sürdürdüklerini ifade etti.

Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Müberra Gürgendereli de Bektaşiliğin Balkanlar'daki varlığının tarihi sürecini anlattı.
Sempozyum Anadolu Üniversitesinden Prof. Dr. Haşim Şahin'in "Rumeli fetihlerinde gazi dervişler" konuşmasıyla devam etti.

GAZİ ERENLER, BALKANLAR'IN TÜRKLEŞMESİ VE İSLAM'IN YAYGINLAŞMASINA KATKI SAĞLADI
Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bayram Durbilmez, Balkanlar'ın Türkleşmesi ve İslam'ın yaygınlaşmasında Bektaşilik yolunu benimseyen gazi erenlerin önemli rolü olduğunu söyledi. Durbilmez, Edirne'nin Balkanlar'daki Bektaşilik ve Türk tarihi açısından önemli bir şehir olduğunu belirtti. Türkiye'nin Balkanlar açılan kapısı Edirne'nin "kültür ve gönül köprüsü" olduğunu ifade eden Durbilmez, "Türkistan'dan Horasan'a, Horasan'dan Anadolu'ya uzanan Türk töresi, gelenek, görenek, inanış ve uygulamaları Anadolu'dan Edirne'ye, Edirne'den Balkanlar'a kadar ulaşmış ve Avrupa'nın içlerine kadar gitmiştir." dedi.
Durbilmez, Türkistan'dan Balkanlar'a kadar geniş bir coğrafyada Türk kültürünün hakim olduğunu söyledi. Bektaşilik yolunu benimseyen gazi erenlerin Balkanlar'a gittiğini dile getiren Durbilmez, Balkan topluluklarıyla kurulan ilişkilerle bu toplulukların önce gönüllerinin kazanıldığını anlattı.
Gazi erenlerin kurdukları Bektaşi tekkeleriyle sosyokültürel çalışmalar yaptığını belirten Durbilmez, şunları kaydetti: "Bu kadar geniş bir Türk kültür coğrafyasında kültürel kimliği oluşturan din ve tasavvuf kültürünün taşıyıcıları, Anadolu'yu ve Balkanlar'ı Türk ve Müslüman yurdu yapanlar gazi erenler ve Türk dervişleridir. Türkler belleklerinde Türkistan'dan getirdikleri sözlü kültürleri, yerleştikleri yeni coğrafyaya uyarlayıp, bütünleştirerek coğrafyayı vatan kılmışlardır. Coğrafyayı vatan kılmak sadece savaşarak mümkün değildir. Coğrafyayı vatan kılmak, öncelikle kültürle ve sözlü bellekle coğrafyayı bütünleşmektir. O sebeple bugün Türkistan'dan Horasan'a, Horasan'dan Edirne'ye, Edirne'den Balkanlar'a uzanan geniş bir coğrafyada ortak kültürden bahsediyorsak, Türk kültürünün bu coğrafyaya mührünü basmasıyla oluşturulmuştur. Bugün hangi Türk yurduna giderseniz gidin, orada bir erenin, yol büyüğünün ya türbesi ya makamı ya da onunla ilgili başka izler vardır."
Durbilmez, Bektaşi erenlerinin dostluk ve kardeşlik duygularıyla hareket ederek diğer Balkan topluluklarıyla bir arada yaşayıp bölgede Türk kültürünün benimsenmesini sağladığını vurguladı.

KIZIL DELİ SULTAN BALKANLAR'IN FETHİNDE ÖNEMLİ ROL OYNADI

Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Günşen, Hacı Bektaş Veli tarafından "Rumeli'nin gözcüsü" olarak tanımlanan Kızıl Deli Sultan'ın (Seyyid Ali Sultan) Balkanlar'ın fethinde önemli rol oynadığını söyledi. Günşen, Kızıl Deli Sultan'ın Alevi-Bektaşi inanç kültürünün öncü isimlerinden biri olduğunu ve türbesinin Yunanistan'ın Dimetoka kentine bağlı Ruşenler köyünde bulunduğunu ifade etti. Kızıl Deli Sultan'ın Osmanlı'nın Rumeli'deki fetih hareketlerinde en önde yer alan alperenlerden olduğunu dile getiren Günşen, Hacı Bektaş Veli'nin yönlendirmesiyle kırk yiğidiyle Balıkesir'e geldiğini daha sonra kerametlerle dolu bir süreçle Çanakkale Boğazı'nı geçerek Gelibolu'ya geçtiğini dile getirdi.
Rivayete göre Kızıl Deli Sultan'ın sesinin çok gür olduğu ve attığı naraların gök gürültüsünü andırdığını da anlatan Günşen, "Tarihi gerçekler bize bu durumu 1354 yılında Gelibolu'da gerçekleşen bir depremle birleştirir. O depremle Gelibolu'daki kalenin burçları yıkılır. Bunu fırsat bilen alperenler, Süleyman Paşa önderliğinde Gelibolu'yu fethederler. Ardından Keşan, İpsala, Uzunköprü, Hayrabolu ile Edirne'den Dimetoka ve Silistre'ye kadar fetih sürecini karşımıza çıkartır." ifadelerini kullandı.
Günşen, Bektaşi geleneğinin öncü isimlerinden Kızıl Deli Sultan'ın Balkanlar'da gönülleri fetheden biri olduğuna dikkati çekti. Balkanlar'ın hızlı şekilde Türk hakimiyetine girdiğini ve İslamiyet'in yaygınlaştığını dile getiren Günşen, "Balkanlar'ın fethi çok hızlı bir süreçte gerçekleşmiştir. 1354'te Gelibolu fethedilir, 1361'de Edirne, 1389'da Kosova'dayız ve 1396'da Niğbolu'dayız. Balkanlar'da fetih sürecinin asıl alt yapısını kuranlar kolonizatör Türk dervişleri denilen alperen gazilerdir bunlardan biri de Kızıl Deli Sultan'dır. Kızıl Deli Sultan, Hacı Bektaş Veli'nin Velayetnamesi'nde ve o gelenekte Balkanlar'ın Rumeli'nin gözcüsü ve fatihi olarak bilinir." diye konuştu.
AA

Whatsapp