DÜŞÜNCENİN KISITLANMASI! (1)

26 01 2022
212 kez okundu
Özgür bir şekilde düşünmek! Ne demek istiyoruz; ‘İnsanlar düşündüklerini başkalarına zarar vermeyerek istedikleri gibi ifade ederler’ anlamı çıkmaktadır. Anlatamazsa ne olur? Olayın derecesine ve etkisine göre her şey olabilir.  Hasta olabilir. Psikolojik ve biyolojik her türlü sıkıntıya girebilir. Bunlardan beslenerek suç işleyebilir. Topluma ve kendisine, ailesine, sevdiklerine vb. zarar verebilir. Nedeni cehaleti nedeniyle eksik olan bilgiye dayalı davranış bozukluklarının eyleme geçmesidir. Bu bozuklukların kaynağı; ekonomik, siyasi, toplumsal, genetik, dini olabilir. Toplamda oluşan bunalım ölüm=intihara kadar gidebiliyor. Yaşanan Enes Kara olayı bu manzaranın dini ve ahlaki boyutunun bir parçası gibi gözüküyor. Din baskısı olarak geliştiği anlaşılıyor.
Ben yazımda din ve devlet işlerinin ayrı tutularak bu tip patolojik kaostan nasıl kurtuluruz sorusunu tarihsel olarak yerli yerine koyarak çözümü yine size bırakacağım. Bu konu yüz yıllardır tartışılıyor. Bir çözüm bulunamıyor. Özgür ve bilimsel düşünenlere göre nedeni din. Çünkü hiçbir bilimsel temeli olmayan görüşün ve kurallarının zorla empoze edilmesi ve uygulanması, yüzyıllar boyu din ve devlet işlerinin birbiri ile çatışması var. Birbirlerine üstünlük sağlama yarışındalar. Ben daha da ileriye ilk insana kadar giderek olaya anlam katmaya çalışacağım. Çünkü ilk insan milyon yıllar yaşında dinler ise yaklaşık 3 bin yıl yaşında. Bu aralıkta neler vardı. 
Bu süreci tanımlarsak olayı anlaşılır kılarız, kanısındayım.
İnsan denilen biyolojik varlık bunu nasıl açıklıyor. Süreci hangi şartlarda yaşamışlar? Madde ötesi varlık insanoğlunu nasıl etkisi altına almıştır? Canlılar âleminde bu sadece insanı mı etki altına almıştır? Diğerlerinde sürecin belirli bir şekilde etkisi var mı? İnsana biyolojik olarak en yakın canlı, maymunlarda ruh ötesi bir eğilim (korku, ibadet, dini ritüel vb. ) hareketler tanımlanmamıştır. Bu, ‘canlılığın temel yapılanması içinde yer almıyor’ anlamını düşündürmektedir. Ayrıca yerleşik düzene geçmemiş toplumlarda din ve ötesi ritüeller görülmemiştir.  İnsana benzer ve insan gibi sabit vücut ısısına sahip canlılarda da madde ötesi davranış duyguları saptanmamıştır. Biyolojik olarak trilyonlarca hücreden oluşan (hücre organizmanın canlı olan en küçük parçasıdır) tek bir tanesinin bile karar mekanizması ile kestirilemeyen davranışları din gibi sabit bir ritüelin varlığını düşündürmemektedir. Bu kadar çok hücre ve bunların oluşturduğu doku ve organların birbirlerini etkilemelerinde bir o kadar farklılıklar oluşacaktır. Yine benzer nedenlerden oluşan çeşitliliğini bildiğimiz duyu organları ve çeşitlilikleri üzerinden düşünür tartışırsak, ayni tür olmasına rağmen farklılıklar olması; sayma, ölçme, tartma, etkin farklılıklar olması, birinden diğerine değişmesi sanal olduğunu doğrulamaktadır. Canlı bu hisleri genetik, evrimsel yapısına göre kendine uygun düzenlemektedir. Her canlıya göre beğeni kavramı
(miktar, ölçü, şiddet, yoğunluk, zevk vb.) değişmektedir. Hangisinin iyi veya kötü olduğuna karar vermek imkânsızdır.
Keza tarihsel bir olayı örnekleyelim; aşk, insan için önemli bir değerdir. Diğer hiçbir canlıda yoktur. Cinsel dürtü, karşı bireyi belirli zamanlarda; beğenme, cinsel arzu, birleşme olaylarının tetiklenmesi insanlarda sürekliyken hayvanlarda ancak farklı bir biyolojik akış ile benzer organlarda farklı kimyasal ve biyolojik tepkiler olmaktadır. Bu ve benzeri biyolojik olaylarda bilinmeyenler, aklı madde ötesi düşünceye itmektedir. Olay pozitif bilim üzerinden tanımlandığında farklı sonuç beklenmekte ve yorum değişmektedir.  Boşluğa soyut kavram tanrı yerleşmektedir. Merak ve akıl yürütmenin yan ürünü kavramlar, din ve mitleri doğurmuştur. Bu aciz durumda insanoğlu bir yere yaslanma ihtiyacı duymuştur. Benzer şekilde inanma da aşk gibi evrimin-gelişimin bir sonucu olarak kendine yer aramaktadır. Bu şekilde inançta boşluk, bilgi ile doldurulmazsa oraya zaaflar üzerinden; giriş ve sömürü başlamaktadır. Örneğin aşk için; seri kuramlar geliştirilmemiştir. Aşk öğretmenliği, aşk tanıma ve geliştirme başkanlığı, vb. şeyler olmamıştır. Çünkü orada sömürüye yer yoktur. Şöyle aşık olursan böyle yaparsın gibi... Kişiye has bir özelliktir. Oysa dini ritüel öte dünya ve insan arasındadır. Benzer şekilde geliştiğine inanılan inanç sisteminde; öğretme, doğrulama, yeni kurallar koyma ve yaratma, yorumlama, sonradan sömürme, vb. ruhban sınıfı makamları geliştirme gibi makamlar türemesi, sömürüyü kurallaştırmak ve resmileştirmektir. Günümüz ritüellerine baktığımızda et ve mal gibi ihtiyaç duyulduğunda, adak, kurban, zekat adı altında fakire yardım olarak başlatılsa da mal transferi yatmaktadır. İlk insan 5-6 milyon yaşında, adı da (Ardipithecus). Oysa dinin kuramsallaşması bu kadar eskiye dayanmamaktadır. Son peygamberini yarattığı dinin yaşı 1500 yıldır. Dinler yerleşik düzene geçişle hayat bulmaya ve nemalanmaya başlamışlardır. İlginçlik doğada hiçbir canlıda görülmeyen karaborsacılık, malı depolama, saklama, zor durumda olanlara yüksek fiyatla verme ruhban sınıfı ile ortaya çıkmıştır ve devam etmektedir. Karaborsacılık sermaye birikimine neden oluyor. Sermaye yapıdan sanata, sanattan bilime ve bugünkü ekonominin ana çarklarını geliştirmeye katkı sağladı. Bu paralı ortamda dini havuzlar boş durmadı. Sömürü ve serveti artırmak için elinden geleni yaptı. Öbür dünyada iyilikler ile yargılanacağını işleyerek sömürüye devam ettiler. Kitaplı dinlerde de hedef fakire yardım, eşitlik gibi işlense de sömürü eşitsizliği bozmuştur. Din ve devlet iç içe olmaya devam etmiştir. Aklın önüne set çekilmiş, insanı sömürmek için, akılla bulamadıklarını ilahi güce havale etmişlerdir. Kendisinin bulamadığını daha güçlü bir varlığın yapabileceğini “her şeyin bir nedeni var” sözcüğüne sığınarak ölüm ve ölüm ötesi bilinmemesine rağmen, bu dünyada bulamadıkları bilinmezlikler başka mekanın (ahiret) emrine sunuldu. Bu dünya da uğranılan haksızlıklar, aşağılanmalar, horlanmalar kendisinin yerine başka birinin emrine verilerek rahatlama hissi vb. yaratıldı. Modern bir hukuk düzeninin gelişmesine engel olundu. Bu dünya da yapılması gerekenler Allah’a bırakıldı. Bir de ölümden sonra ulaşacağımız şahane dünyaya teslim edilmek istendi. Bu manzaranın rezilliğini, yanlışlığını fark eden batı çözümleme yoluna gitti. Önce görme sonra uygulamaya geçildi. Ruhban - Bilim arası ilk kavgalar başladı. Beyin ilk kez devreye girdi. Düşünce ve ardından adalet başta olmak üzere demokrasi önderliğinde pozitif öngörü devreye sokuldu. Dogmaların yerini bilim önderliğinde düşünce aldıBilim devredeydi. Din bilim yarışı başladı. Bilim kazandı. Bugün bunlardan özellikle Ortadoğu halklarında hala din, batıda ise bilim önderlik etmektedir. Bizde ise ikisi at başı gitmektedir. İktidarı, gücü elde etmek isteyenler önceliği dine, insanın hayatını kolaylaştırdığına inananlar modernliği- bilimi seçmektedir. Diğer bir deyimle kandırmak isteyenler için manevi=hayali gücü işlemeye devam etmekteler. Hala bir parti lideri tarikat ve cemaatten medet ummaktadır. Komik ve kaotik ortama devam etmesine gençlik engel olmaya başlamış ve olası son verecektir. 

-DEVAM EDECEK-

Konuk Yazar

Prof. Dr. Nail YILMAZ

 

Whatsapp
google_160x600