YEME BOZUKLUKLARI

20 12 2018
1322 kez okundu
handandemirkiran90@gmail.com

Yeme bozukluğu, ilk kez 1980 yılında, çocukluk ve ergenlik dönemlerinde başlayan anoreksiya nevroza ve bulimia nevroza olmak üzere ayrı kategoriler halinde tanımlanmıştır.
Anoreksiya, iştah kaybını; nevroza ise duygusal nedenleri işaret etmektedir. Aslında anoreksiya bazı açılardan yanlış adlandırılmaktadır. Çünkü anoreksik hastalar iştahlarını ya da yemeğe olan ilgilerini kaybetmemektedirler. Tam aksine, kendilerini aç bırakmalarına rağmen yemeklerle fazla ilgilidirler; yemek kitapları okurlar, aileleri için özel yemekler hazırlayabilirler.
Bu tanı için ilk koşul, kişinin normal bir beden ağırlığında olmasına rağmen bunu kabul etmemesidir. Kişi yaşı ve boyu açısından normal bir kilodadır ama kendini kilolu olarak tanımlamaktadır. Kendini kusturma ya da çok sayıda müshil, idrar söktürücü ilaç kullanımı ve aşırı egzersiz görülür. Aç kalarak kilo verme çabası içerisindedir. İkinci olarak, kilo almaktan korkar ancak kilo vermesi onun bu korkusunu azaltmaz. Üçüncü olarak, kızlarda aşırı düzeyde zayıflama, adet döneminin kaybolması ya da düzensizleşmesi görülür. Dördüncü olarak da, bu kişiler beden biçimlerini çarpık bir biçimde algılarlar. Anoreksiyalar, aşırı derecede incelmelerine rağmen karın, kalça ve basenlerinin çok kilolu olduğuna inanırlar. Beden biçimlerini kontrol etmek için devamlı tartılırlar, bedenlerinin değişik bölümlerini ölçerler ve aynadaki yansımalarını uzun uzun incelerler. Kendilik değerleri, inceliklerini korumayla yakından ilişkilidir.
Anoreksiya, tipik olarak ergenlikte, bir diyet döneminin sonunda, ebeveynin ayrılması veya boşanması gibi bir yaşam olayını takiben başlar. Kadınlarda, erkeklere oranla on kat daha fazla görülür.
Bulimia, “öküz gibi acıkmak” anlamına gelen, Yunanca kökenli bir kelimedir. Bu bozukluk, çok miktarda yemeğin hızlıca tüketilmesinin ardından kilo almayı engellemek için kusma olarak karşımıza çıkıyor. Bu yeme örüntüsü genellikle gizlilik içinde meydana gelir. Yalnız olma, sosyal ortamlarda yeme durumlarında ya da kilo almayla ilgili endişeler gibi olumsuz duygular ile artış gösterebilir. Bulimia nevroza, sıklıkla depresyon, kişilik bozuklukları ve kaygı bozuklukları gibi diğer birçok bozuklukla birlikte görülür.
Tarih boyunca, toplumun ideal bedene ilişkin standartları büyük değişiklikler göstermiştir. 17. yüzyılda Rubens tarafından resmedilen çıplak kadın figürlerine bakıldığında kadın figürlerinin tombul olduğunu görüyoruz. Son zamanlara kadar, Amerikan kültüründe inceliğin ideal olduğuna yönelik eğilimin giderek arttığı gözlemlenmiştir. Güzellik yarışması katılımcıları 1988’e doğru daha ince bireylerden oluşmaya başlamıştı. Benzer bir diğer ideal örnek olarak Barbie bebek gibi olabilmek için çok uğraşan kadınlar günümüzde de hala görülmektedir. Bu kültürel ideal, büyük oranda genç kadınlar tarafından içselleştirilmiş, normal kiloda olsalar da kendilerini şişman olarak algılamalarına neden olmuştur. Toplum, sağlık ve şişmanlık konusunda aşırı duyarlı olmaya başladıkça, kilo vermeye yönelik diyetler yaygınlaşmış; kitaplar, haplar, video kayıtları, özel yiyecekler her yıl bu işi yapan firmalar için ciddi kazançlar sağlamıştır. Şişman olmak, istenmeyen bir fiziksel biçime bürünmeye ek olarak, başarısızlık ve benlik kontrolünün az olması gibi çağrışımları da beraberinde getirmektedir. Toplumun şişmanlığa yönelik olumsuz tutumlar perçinlendikçe, yeme bozukluklarının oranı da artmaktadır.

Firma Rehberi
Whatsapp
google_160x600