VEHABİLİK VE İHVAN.. (2)

07.11.2019
181 kez okundu
imbik@devrimgazetesi.com.tr

Efendim, yukarıdaki başlığı attım ama; sizlerden özür dileyerek, bu günkü yazımda Rabia ve İhvan’dan söz etmeyi biraz erteleyip, güncel olması nedeniyle; sizlere ıspanak ve güzel avrat otundan söz etmeyi uygun gördüm ve bir doktor kardeşimin yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum:
GÜZEL AVRAT OTU
Bu hafta başında özellikle ıspanak yedikten sonra zehirlenip acil servise başvuran birçok insan oldu. Sağlık Bakanlığı bunun sebebinin ıspanağa karışan yabancı bitkiler olduğunu açıklayarak kamuoyunu rahatlattı. Biz de biraz arşivlere bakalım dedik.
Ispanak zehirlenmeleri sonrasında birçok ot gündeme geldi. Güzel avrat otu, Avrupa, Kuzey Afrika ve Batı Asya’nın yerlisidir ve Kuzey Amerika’nın bazı kısımlarında da bulunur hale gelmiştir. Yetiştiği alanlar çoğunlukla kireçten zengin topraklı, nemli ve loş yerlerdir. Adı olan ‘Bella-Donna’ İtalyancadan köken alır ve ‘güzel kadın’ anlamı gelmektedir.
Ortaçağlarda Fransa’da renkli gözlü kadınların daha güzel görünmek ve dikkat çekmek için gözlerine sürdüğü bu ot, gözbebeklerini büyüten ve gözü parlatan etkilere sahip olmasıyla biliniyor. Atropin maddesini kadınlar bir zamanlar göz bebeklerini büyütmek ve daha dikkat çekici görünmek için kullanmışlardı.
Başlıca zehirlenme belirtileri baş ağrısı, aşırı sinirlilik, boğazda kuruluk ve susuzluk hissi, sayıklama ve hayal görmedir.
Doktorlar bu ottan elde edilen atropin adlı ilacı gerektiğinde kullanırlar. Tıpta çok değişik kullanım alanları vardır. Örneğin, göz dibinin muayenesinde, göz bebeğinin genişletilmesi için, ayrıca anesteziden önce üst solunum yollarında salgıların azaltılması için kullanılır. Ameliyat sırasında genel anestezi altında bazen hastanın kalbi normalden daha az atmaya başlarsa o zaman kalp hızını artırmak için güzel avrat otundan elde edilen atropin hayat kurtarıcıdır.
Ama en önemli özelliğini sona sakladım...
Ayrıca organofosfat ve karbamat zehirlenmeleri (tarımda zehirli otları ve böcekleri öldürmek için kullanılan kimyasallar) ile bazı mantar zehirlenmelerinde de kullanılır.
Yani güzel avrat otundan elde edilen atropin bizim için hayatınızı kurtarmada çok gerekli...
Böylesine önemli bir ilacın günlük tükettiğimiz ve gerçekten çok faydalı ıspanağın içinde ne işi var? Orası asıl düşünmemiz gereken şey.
Sağlık bakanlığının, gıda tarım ve hayvancılık bakanlığının gıda denetimlerinde bir kusuru olduğu söylenebilir mi? Dağdan tarladan meradan toplanan her şey doğal mıdır?
Gıda sağlığı çok önemli bir konu. Bu ülke yıllar önce radyasyonlu çayları millete zararsız diye içiren ve radyasyonlu fındıkları bedava dağıtan bakanlar gördü. Ama en vahim olanı geçenlerde yaşandı.Sağlık bakanlığının gıda ve tarımda kanserojen maddeleri tespiti için kurulan araştırma heyetinde görev yapan gıda mühendisi Bülent Şık geçenlerde ilginç bir davadan hakim karşına çıktı ve 1 yıl 3 ay hapis cezası aldı. Neydi dava? Elindeki bilgileri izin almadan kamuoyu ile yani bizlerle paylaşmak. Peki bu bilgiler neydi?
Sağlık Bakanlığı, 2011-2016 arasında "Kocaeli, Antalya, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli illerindeki Çevresel Faktörlerin ve Sağlık Üzerine Etkilerinin Değerlendirilmesi" projesinin sonuçlarıydı. Bülent Şık, ortaya çıkan verilerin çok kaygı verici olduğunu ve bir bilim insanı olarak bilimin topluma karşı bir sorumluluk olduğunu söyleyerek günlük bir gazetede bu verileri paylaşmıştı. Vay sen misin bunları açıklayan...
Yani araştırma yapmak serbest ama açıklama yapmak yasak.
Yine Dilovası’nda bir halk sağlığı profesörü çocuk bezlerindeki kakalarda yüksek oranda kanserojen madde olduğunu ve bunun anne sütünden geçtiğini, çünkü bu bölgede yaşayan annelerin ciddi anlamda kanserojen maddelere maruz kaldığını açıklamıştı. Onun da sonu meslekten atılmak oldu; Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu.
Gıda sağlığı çok ciddi bir iş.
Bir fıkrayla son söze gelelim:
Üç kişi giyotinle idama mahkûm olur. Bunlardan biri papaz, biri hâkim, biri de fizikçi... İdam sehpasına ilk papaz çıkarılır. Başını giyotinin altına yerleştirir ve sorarlar
Son sözün nedir?
Der ki: Ben Allah’a inanıyorum, O beni kurtaracaktır.
Allah... Allah... Allah... Giyotini indirdiklerinde boynuna birkaç santim kala giyotin durur. Halk şaşırır ve hep bir ağızdan bağırır: Onu serbest bırakın; Allah sözünü söylemiş ve bu onu korumuştur. Böylece papaz idam edilmekten kurtulur.
Sıra hâkime gelir, ona da sorarlar:
Demek istediğin en son söz nedir?
Der ki: Ben papaz gibi Allah’a inanmıyorum. Ama adalete güveniyorum. Adalet... Adalet... Adalet...
Giyotini indirirler, giyotin hâkimin de boynuna birkaç santim kala durur... Bunun üzerine insanlar tekrar şaşırır ve bağırırlar: Adalet sözünü söyledi, onu serbest bırakın.
Böylece hâkim de boynunun kesilmesinden kurtulur.
Sıra fizikçiye gelir. Ona da son sözünü söyle derler Der ki
Ben ne Allah’a inanan bir papazım, ne de adalete güvenen bir hâkim. Bildiğim tek şey şudur: Giyotinin ipinde bir düğüm var ve o düğüm giyotinin tam inmesine engel oluyor.
Görevliler giyotini kontrol edince gerçekten de bir düğüm olduğunu görürler. Düğümü açıp tekrar bırakırlar, böylece fizikçinin başı bedeninden kopar..
Toplumdaki ‘düğümler’ ve sorunlara işaret edip gerçekleri söylemenin acı sonuçları olabilir!..
Sağlıkla kalın...
Dr. Uğur Özdağlı