KIBRIS (4)

18.05.2019
203 kez okundu
imbik@devrimgazetesi.com.tr

Durum böyle iken, 15 Kasım 1967 günü, Kıbrıs Rumları ve bilhassa 1963-1964 buhranından sonra Kıbrıs'a dönen tethişçi Grivas'ın teşkilatlandırdığı Rum Milli Muhafız kuvvetleri, Türklerin toplu olarak bulunduğu Boğaziçi ve Geçit kale köylerine karşı harekete geçtiler. Bu ise, Enosis'in en büyük engelini teşkil eden, Türk varlığının kademeli olarak imha edilmesi, ortadan kaldırılması teşebbüsü idi. Bundan dolayı, Türk hükümeti 15-16 Kasım gecesi bir durum değerlendirmesi yapmış ve 16 Kasım günü de, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden, anayasanın savaş ilanına ve Türk silahlı kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine dair 66'ıncı maddesine dayanarak, Kıbrıs'a müdahale yetkisini, 435 üyenin 432 oyu ile almıştır. Bu karar, zımnen de olsa, Yunanistan’la bir savaş halini de öngördüğünden, ortaya çok ciddi bir durum çıkmaktaydı.
Bu karar üzerine İskenderun'da büyük bir çıkarma birliği hazırlandığı gibi, Türk donanması da İskenderun'da toplanmıştı. Türk hükümeti 17 Kasım da, Yunan hükümeti ile "dost ve müttefik" hükümetlere çıkarma yapma niyetini açıklamıştır. Türkiye, bu çıkarmanın durdurulması için, tethiş lideri, kanlı faaliyetleri ile tanınmış ve yine tanınmış Türk düşmanı Grivas'ın adadan alınmasını ve Kıbrıs'a 1964'ten itibaren yığılmış bulunan 12 bin kişilik Yunan askerinin adadan çekilmesini istiyordu. 18 Kasım günü ise Türk jetleri Kıbrıs adası üzerinde alçak uçuş yapıyorlardı.
19 Kasım tarihli Pravda gazetesi de, "Yunanlı diktatörlerin Amerikalı emperyalistlerden direktif aldığı aşikardır" diyordu.
Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs konusundaki bu gerginlik üzerine, Amerika Başkanı Johnson özel temsilcisi Cyrus Vance'i bölgeye gönderirken, Birleşmiş Milletler de, gerginliği önlemek amacı ile harekete geçti. Buna karşılık Türkiye, 17 Kasım’da ileri sürdüğü isteklerinde kararlı bir şekilde devam ediyordu. Bu durum karşısında Yunan cuntası gerilemek zorunda kaldı ve 2 Aralık’ta Yunan Dışişleri Bakanı Pipinelis yaptığı açıklamada, Yunanistan'ın, anlaşmaların dışında Kıbrıs'a gönderdiği bütün kuvvetleri geri çekeceğini, buna karşılık Türkiye'nin de savaş hazırlıklarını durduracağını bildirdi. Bu Türkiye ile Yunanistan arasında varılan bir anlaşma idi.
Buhranın bu şekilde ortadan kalkmasından sonra Kıbrıs Türkleri, 29 Aralık 1967'de, kendi işlerini kendileri görmek üzere ve "16 Ağustos 1960 tarihli Anayasa'nın bütün kuralları uygulanıncaya kadar", Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi'ni kurmuşlar ve bu yönetimin tabi olacağı 19 maddelik esasları da açıklamışlardır. Bu gelişme, Türkiye'nin federal devlet tezi istikametinde atılmış bir adımdı. Böyle bir idarenin tatbikini kolaylaştıran husus ise, 1963, 1964 ve bilhassa 1967 krizi ile, Rumların mezaliminden ve saldırılarından kaçan Türklerin, köylerini, yerlerini-yurtlarını ve topraklarını bırakarak belirli bölgelerde toplu yaşamaya başlamaları idi. Böylece, Rumların saldırılarına karşı da daha güçlü bir hale geliyorlardı. Türklerin esas itibariyle tarımla geçindikleri göz önüne alınırsa, topraklarını bırakıp kaçmak zorunda kalmalarının, Türk toplumu için ekonomik bakımdan ne kadar büyük kayıp olduğu kolaylıkla anlaşılır.
2 Aralık anlaşmasından sonra Türk-Yunan münasebetleri de yumuşak bir havaya girdi. 1968 Martı’ndan itibaren Türk-Yunan ikili görüşmeleri yeniden başladı. İlk ikili görüşme, 12-13 Mart 1968 tarihlerinde Atina'da, ikinci görüşme ise 16-27 Nisan’da Ankara'da yapılmıştır. Bu ikili görüşmeler, her iki ülkenin dışişleri bakanlıklarının teknisyenleri arasında, alt-seviyede yapılmıştır. Bunun arkasından da iki taraf teknisyenleri, son olarak 20 Mayıs’ta Viyana'da bir araya gelerek, üzerinde anlaşma meydana gelen noktalar hakkında rapor hazırlamaya karar vermişlerdir. Bu rapor, Türk ve Yunan Dışişleri Bakanlarının 26 Haziran’da Londra'da yaptıkları görüşmelerde müzakere ve kabul edilmiştir. Raporun mahiyeti açıklanmamakla beraber, Türk-Yunan münasebetlerinin iyice yumuşak bir atmosfer içinde olduğu idi.
Tabiatıyla bu durum, Kıbrıs Rumlarına tesir etmiştir. Çünkü, Rumlar, Lefkoşe'nin Türk bölgesine tatbik ettikleri kısıtlamaları 7 Mart tarihinden itibaren kaldırmışlardır. Bu kısıtlamalar, Türklerin Lefkoşe'ye giriş-çıkışlarının ve en tabi ihtiyaç maddelerinin Türk bölgesine sokulmasının engellenmesi şeklindeydi. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri U Thant da, 13 Mart’ta Güvenlik Konseyine sunduğu raporda bu müsait ve müspet havayı memnuniyetle belirtiyor ve bundan cesaret alarak, Türk ve Rum toplumlarını doğrudan doğruya müzakerelere davet etmeye karar verdiğini açıklıyordu.
U Thant'ın bu teşebbüsü üzerine, Türk Cemaat Meclisi Başkanı Rauf Denktaş ile Rum Temsilciler Meclisi Başkanı Glafkos Klerides, 2 Haziran 1968’de Lefkoşe'de ilk görüşmeyi yaptıktan sonra, 5 Haziran’da Beyrut'ta tekrar buluştular ve bunu 24 Haziran’da da Lefkoşe'de Ledra Palas Oteli’ndeki buluşma takip etti. Böylece, çeşitli kesintilerle günümüze kadar devam edecek olan Toplumlararası Görüşmeler başlamış oluyordu. Bu görüşmelerin başarısını sağlamak amacı ile, Türkiye ve Yunanistan, görüşmelerin kamu oyunun tesir ve baskısı altında kalmaması için, bunların gizli yapılmasını ve basına her hangi bir açıklama yapılmamasını kararlaştırdılar.
Kaynak: Fahir ARMAĞANOĞLU - 20. Yüzyılın Siyasi Tarihi
Kaynak: Tarih Portalı | Tarih Öğretmeni

-DEVAM EDECEK-