KIBRIS (3)

16.05.2019
70 kez okundu
imbik@devrimgazetesi.com.tr

Başbakan Süleyman Demirel, 1967 yılı 12 Eylül’de yaptığı basın toplantısında, "Kıbrıs işinin bugüne kadar barışçı bir çözüm yoluna kavuşmamasında, Yunanistan'ın adayı kendisine ilhaktan gayrı bir hal şeklini mümkün görmemesi başlıca amil olmuştur. Türkiye adanın ilhakına hiç bir zaman rıza gösteremeyecektir" demek suretiyle, Keşan ve Dedeağaç görüşmelerinde, Yunan askeri hükümetinin de Enosis peşinde koştuğunu ve bundan dolayı da görüşmelerin neticesiz kaldığını söylemek istemiştir. Yunan cuntasının, daha önceki Yunan hükümetlerinden belki tek farkı, Enosis'i, Türkiye ile müzakere ve pazarlık suretiyle gerçekleştirmek istemesidir.
Diğer taraftan, Başbakan Demirel, Türkiye'nin bu meseledeki politikasını 4 prensibe dayandırmaktaydı:

1) Yürürlükteki antlaşmaların, tarafların rızası olmadan değiştirilmemesi,
2) Kıbrıs'ta iki toplumdan hiçbirinin diğerine hükmetmemesi,
3) Lozan Antlaşması ile bu bölgede kurulmuş olan dengenin bozulmaması,
4) Kıbrıs meselesine, Enosis dışında bir çözüm aranması.

Bu dört prensibin zikredilmesinden görülüyordu ki, şimdi Türk-Yunan münasebetlerinde bir de ‘Lozan Dengesi’ meselesi ortaya çıkmaktaydı. Zira, 1963-1964 Kıbrıs buhranından sonra Yunanistan, Türkiye ile bir savaş ihtimaline karşı ve Lozan Antlaşmasının 13'üncü maddesine aykırı olarak, Türk kıyıları karşısındaki adaları silahlandırmaya başlamıştı. Kıbrıs'tan sonra, şimdi bu mesele de Türk-Yunan anlaşmazlığına bir unsur olarak girmekteydi. Keza, Yunanlıların yeni başlattıkları, Batı Trakya Türklerine baskı meselesi de, Lozan Dengesini yakından alakadar etmekteydi.
Papandreu'ların sol iktidarını deviren ve Amerika tarafından hararetle desteklenen Yunan cuntası ile bu görüşmeleri yaptıktan sonra, Türkiye Başbakanı Süleyman Demirel, 13-17 Eylül günlerinde ‘sosyalist’ Romanya’yı ve 19-29 Eylül günlerinde de Sovyetler Birliği’ni ziyaret etti. Başbakan Demirel'in ziyaretine Sovyet hükümeti büyük ehemmiyet verdi ve Demirel her gittiği yerde büyük gösterilerle karşılandı. 29 Eylül günü yayınlanan ortak bildiride, Türk - Sovyet münasebetlerinin gelişmesinden duyulan memnuniyet açıkça ifade edildikten sonra, Sovyetler Birliği ile Türkiye arasında temel menfaatleri çelişki içine sokacak bir meselenin mevcut olmadığı belirtiliyor ve Kıbrıs konusunda da, Kıbrıs meselesinin, "Kıbrıs devletinin bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünün muhafazası esasına istinaden, Türk ve Rum milli cemaatlerinin, kanuni haklarını ve menfaatlerini ve güvenlik ve karşılıklı itimat içinde yaşamalarını sağlayacak şekilde barışçı yollarla halledilmesi gerektiği" ifade ediliyordu. Yani Sovyet Rusya, kanuni hakları ve menfaatleri ile Türk toplumunu bir "milli toplum" olarak kabul ettiğini, dolayısıyla adada iki milli toplumun varlığını bir kere daha vurgulamakta idi.
-DEVAM EDECEK-