|
|
|
Tarih : 27.07.2010 - 10:47:58 |
|
| Önce açılım dediler, kimse ne olduğunu anlamadı. Kendileri de anlatamadılar. Dersini çalışmamış, kopya çeken öğrencilerin durumuna düştüler. |
|
| |
Önce “açılım” dediler, kimse ne olduğunu anlamadı. Kendileri de anlatamadılar. Dersini çalışmamış, kopya çeken öğrencilerin durumuna düştüler.
Yakınlarından bile doğru dürüst destek alamayınca; Arabesk türkücülerden, televizyon kanallarının sanatçılarını “kahvaltılı vaazlar”a çağırdılar. Katılanlar, çıkışta kapıda bekleyen jiplerine binerken gazetecilere “açılım”ı övdüler. Neye, nasıl destek verdiklerini, vereceklerini anlamadan, bilmeden…
Artan şehit cenazeleri ile “açılım”- geri tepmekten öteye- “karşı saldırı”ya dönüştü.
Gemi karaya oturunca Türk Silahlı Kuvvetleri’nin “ABD istihbaratı ile sınırlı” mücadelesinde verilen şehitlerin, bitmeyen terörün faturasını; toplumun gözünde saygınlığını, kendi bünyesinde özgüvenini ve moralini yitirerek yıllardır her türlü yöntemi kullandıkları Türk Silahlı Kuvvetleri’ne kesmeyi uygun gördüler.
Televizyon bülbülleri bir anda terör uzmanı, askeri eğitim, harekât konularında “otorite” oluverdiler. Sunucuların tribün destekleri ile TSK’nin terörle mücadelede yetersiz kaldığını, bilgisizliğini söylemek suretiyle tüm kinlerini kustular, “profesyonel ordu” olarak tanımladıkları “bilinmez”in düşünsel alt yapısını oluşturdular.
Ardından sıra; paralı askerlerin maaşları, hizmet süreleri ve en önemlisi askeri veya sivil otoriteye mi bağlı olacağına geldi. Bülbüller bu konuda da hazırlıklı olduklarını gösterdiler. Sınır koruma da olsa, silahlı çatışma da olsa Silahlı Kuvvetlerin terörle mücadelenin dışında tutulmasının “demokratik rejimin selameti bakımından” uygun olacağı yönünde fetva vererek tarihi misyonlarını sürdürdüler!
Özel Birlik senaryosu Türk Silahlı Kuvvetleri’ni “sıfırlama planı”nın son aşaması olacaktır.
Bir ülkenin sınır güvenliği dışarıdan yapılan saldırılara karşı o ülkenin silahlı kuvvetlerinin kontrolü dışında yönetilen paralı askerler tarafından sağlanmak istendiğinde o ülkede silahlı kuvvetlerin işlevi; Doğal afetlerde enkaz kaldırma, ceset toplama, dağlara ağaç dikme gibi işler üstlenen, belli günlerde yapılan geçit törenlerinde tribünleri selamlayan kıtalar düzeyine indirgenmiş olacaktır.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin böyle bir konuma getirilmesi, askeri okulların laik eğitim çizgisinden uzaklaştırılmasından başlayarak Genel Kurmay Başkanı’nın rütbesini, devlet hiyerarşisindeki ve protokoldeki yerini düşürecek yasal ve idari düzenlemelerle sürdürülecek, böylece “askeri vesayet”ten kurtarılmış, milli iradenin tam anlamıyla temsil edildiği gerçek demokrasiye ulaşılmış olacaktır!
Sıtkı Ergüney.