GODOT’YU BEKLEMEK VEYA GODOT OLMAK..

06.12.2018
85 kez okundu
imbik@devrimgazetesi.com.tr

Efendim, bir önceki yazımda “örgütlenmiş cahil toplum!” konusunda yazacak ve günümüzde iktidarın örgütlenmiş cahil kesimler üzerinden yapılandığını açıklayacaktım ama; bu gün, bu konuya şöyle bakmak istiyorum:
Yönetimle çıkar çatışması içersine giren, ancak; kendine bir çıkış noktası bulmakta zorlanarak, tam bir ataletsizlik içersinde bulunan toplumlar kaçınılmaz olarak kendilerini kurtaracak bir kurtarıcıyı beklemeye ve hatta gerekirse bunu yaratmaya çalışırlar. 
Samuel Beckett “GODOT’YU BEKLERKEN” isimli tiyatro eserinde bu durumu çok güzel bir şekilde işlemiştir. Oyunun iki kahramanı olan Vladimir ve Estragon arasında geçen diyaloglarla; bir toplumun kendilerini kurtaracak bir kahramanı nasıl beklediğini ilginç bir şekilde anlatıyor. Kahramanlarımız hiçbir şey yapmamakta ve sadece kendilerinin yarattığı ve daha sonra da inandıkları biri olan GODOT’yu beklemektedirler. GODOT gelecek ve kurtulacaklardır…! Aralarında sık sık geçen şu diyalog oldukça ilginç:
-Gidelim.
-Evet hadi gidelim. (kımıldamazlar)
Evet, gitme yani; bir şeyler yapılası gerektiğini bilirler ama ; gene bir şey yapmazlar. Yani; her şeye rağmen kımıldamazlar ve sadece hiç tanımadıkları ama; kurtarıcıları olduğuna inandıkları GODOT’yu beklerler…Yarattıkları kahramanı beklerler…!
Ben bu bekleme davranışını “Atatürk çıksa da bizi kurtarsa” diyen toplumumuzla çok ilintili buluyorum. Atatürk bir daha gelmeyecektir ama ; toplumumuz bu arada palyatif tedbirlere baş vurarak ve tam bir teslimiyetçilik içersine girmiş bir halde, hep kendisini kurtaracak bir lider peşinde koşmayı tercih etmiştir..
Bu gün geldiğimiz noktada; Cumhuriyet Bayramına katılan ve 10 Kasım Atatürk’ü anma gününde Anıtkabire yürüyen coşkulu insanlarımız ve de özellikle tarım kesiminde çalışan vatandaşlarımızın  GODOT’yu beklemekten vazgeçerek, yurdun çeşitli yerlerinde yaptığı gösterilerle gerçek GODOT’nun kendileri olduğunun farkına vardıkları izlenimini uyandırmaktadır..
Bakın, Nazım Hikmet “DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU” isimli şiirinde ne diyor:
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, al kan içindeysek eğer
Ve halâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
Kabahat senin,
-demeğe de dilim varmıyor ama-
Kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!
Ve eğer geleceğimizi sağlam temeller üzerine oturtmak istiyorsak günlük sadakaları elimizin tersiyle itmeli ve GODOT’yu beklemek yerine her biri geleceğimizi tayin edecek oylarımıza sahip çıkarak, GODOT’nun kendimiz olduğunun farkına varmalıyız.