ERGENLİK GELİŞİMİ

07.02.2019
770 kez okundu
handandemirkiran90@gmail.com

Hemen hemen bütün ergenler, zaman zaman kurallara uyma ve talimatları izleme konusunda problem yaşarlar. Genellikle sürekli olmayan ve çabuk geçen bir şeydir. Bununla birlikte bazen yetişkinlere ve otorite figürlerine karşı tepki modelleri geliştirirler; okullarıyla, aileleriyle ve hatta bazen yasalarla bile başları derde girebilir.
Ergen terimi genellikle yaşamın ikinci 10 yılını kapsar. Ergenlik, erken ergenlik 10-13 yaş, orta ergenlik 14-17 yaş, geç ergenlik 18-20 yaş olarak karşımıza çıkar. Bu aşamalar hepsinde bireysel farklılıklar, cinsiyet farklılıkları (kızlar aşamaları erkeklere göre biraz daha hızlı geçer) ve içinde bulundukları toplumun kabul edilir yönleriyle ilgili bilgiler taşır. Ergenlik döneminde olan bir genç her bakımdan, çok hızlı bir şekilde değişikliğe uğrar. Öyle ki, çocukluktan sonra en hızlı gelişim gösteren dönem ergenlik dönemidir. İlk olarak fiziksel değişimlerden bahsedebiliriz. Hızlı büyüme, kilo alımı, vücut biçiminde değişimler, üreme organlarının olgunlaşması, erkeklerde yüzde ve vücutta kıllanma, kızlarda göğüs gelişimi gibi cinsiyete bağlı değişimler söz konusudur. Bu değişimler görülür ve dışarıdan fark edilir. Bu gelişimlerin altında yatan hormonal değişimler; gençlerin aksiliklerinin artışı, karşı cinse yönelik keşfettikleri ilgileri, cinsel çabaları ve muhtemelen saldırganlıklarının düzeyinin yükselmesi ile ilişkilidir. Daha büyük akranlarıyla arkadaşlıklar ve bunun mevcut riskleri (sigara içme, alkol ve uyuşturucu kullanma ve erken cinsel aktivitede bulunma) yaşayabilirler. Bu hızlı değişimler ve özellikle kızlarda karşı taraf için cazibe oluşturmak, deneyimsiz ve psikolojik açıdan hazır olmayan genci daha fazla strese sokar. Bilişsel değişimler, ergenin soyut düşüncelere ağırlık vermesi, daha önce sorgulamadığı konuları ve değerleri sorgulaması, geleceği planlamak şeklindedir. Başka kimsenin böyle kahredici bir acı çekmediğini ya da böylesi mükemmellikleri yaşamadıklarını düşünüp, onları kimsenin anlamadığını düşünürler. Erikson’a göre bu dönemin en temel özelliği kimlik geliştirmektir. Ergenler, hem evde hem de akran grubu içinde kim olduklarını tanımlamaya yardımcı yeni roller tecrübe ederler. Bu kimlik arayışı içerisinde olan ergenler, tamamen iyi niyetli olan ebeveynlerini düşman gibi görüp onların istediklerini yapmayı reddederler. Yeni akran davranışları ve ortamları ile kimliklerini keşfetmeye çalışan ergenlerde aynı cins arkadaşlarının yanı sıra karşı cinsle arkadaşlıklar da söz konusudur. Çoğunlukla ortaokul ve lise dönemine denk gelen ergenlik dönemi yeni okul ve yeni akranlar, yeni ortamlar demektir. Bu durumlarda kararsız ve güvensiz oldukları görülür. Cinsellik de bu dönemde yine baş edilmesi gereken ayrı bir değişim süreci içerir. Ergenler ilk kez inatçı şekilde günlük fonksiyonlarını etkileyen cinsellikleriyle uğraşmak zorundadırlar. Toplumumuzda ebeveynlerin, cinselliğin psikolojik yanları konusunda açık ve rahat şekilde iletişim kurmaları pek ender görülen bir durumdur. Bu yüzden bu konuyla ilgili bilgi edinmek adına ergenlerin çeşitli kaynaklarla yanlış bilgiler edinmesi, onların bu durumla baş etmesini güçleştirmektedir. Ortaokul ve lise hayatına geçişle birlikte artık onları tanıyan tek bir öğretmen yerine, her ders için ayrı öğretmenle birlikte olmak durumundadırlar. Üniversiteye giriş, gençlerin lisedeki akademik başarılarına bağlı olduğu için ebeveynler tarafından akademik baskı da artmaktadır. Ergenlikle birlikte aile ilişkilerinde de değişiklikler görülür. İlkokul çağındaki çocuklar boş zamanlarını aileleriyle geçirmeyi tercih ederlerken, ergenler arkadaşlarıyla vakit geçirmeyi tercih ederler. Yatak odalarının kapılarını kapatır ve hatta kilitlerler. Aileler, çocukları 11 yaşına gelene kadar onların neler yaptıklarının %75’ini bilirler. Ancak bu yaştan sonra çoğunlukla %25’ini bilirler. Ne yaptıkları konusunda nazik bir şekilde sorular sorulsa bile çoğunlukla tek heceli, çok bilgi vermeyen cevaplar verirler. Ayrıca birçok ergen, en azından ara sıra ebeveynlerine yalan söylediğini kabul eder. Bu yüzden aile çatışmalarının görülmesi olasıdır.
Aileler bu konuda ne kadar çok baskı artırırsa gencinde kendi bildiğini yapma konusundaki baskısı artacaktır. Bu çatışma, ergenin ebeveyninden farklılaşması, akranlarıyla daha fazla zaman geçirmesi ve daha fazla davranışsal, duygusal bağımsızlık geliştirmesi nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Ebeveynler tarafından bu durum doğru yaklaşımlarla pozitif anlamda değerlendirilir. Ancak uzun süreli ve yoğun çatışmaların sonuçları elbette negatif olarak değerlendirilecektir.