Dr. Mustafa SABRİ KİŞMİROĞLU (1899-1958)

Çorlu’da Balkan Harbi sonundan 1958 yılına kadar hekimlik yapan Dr. M. Sabri Kişmir Bey halkın çok sevip, saydığı, unutulmaz iz bırakanların başında gelir. Ancak Sabri Bey hakkında kayıtlı bilgi pek azdır. Toplanan bilgiler, derlenip künyesi ile birlikte sunulmuştur.
05.09.2017

Sabri Bey Gönen doğumludur. Onu Dr. Sabri Kişmir olarak biliriz. Nüfus kaydında soyadı “Kişmiroğlu” olarak kayıtlıdır. İlk ve orta öğrenimi hakkında bilgimiz yok. Ama zamanında “Tıbbiye-i Şahane” olarak tanınan İstanbul Tıp Fakültesi mezunudur (Şimdi Marmara Üniversitesi olan bina). 
Tıp doktoru olarak 1911 yılında mezun olan Sabri Bey’in hemen ardından başlayan Balkan Harbi’nde Edirne Kalesi’nde görevlendirildiği tahmin edilmektedir. Çünkü; Edirne Kalesi teslim olduktan sonra, Sarayiçi mevkiinde toplandıklarını ve açlıktan söğüt ağaçlarının kabuklarını kemirdiklerini anlatırdı. Bulgarların yenilip, Edirne geri alındıktan sonra Dr. Sabri Bey’in Çorlu Hükümet Tabipliği’ne atandığı bilinmektedir. Dr. Sabri Bey’in ilk çocuğunun doğumu 1910, ikinci ve üçüncü çocuklarının doğumu 1914 ve 1915 olup, tarihler Balkan Harbi ile uyumludur. Dr. Sabri Bey’in iki eşinden, 2’si erkek, 4’ü kız 6 çocuğu olmuştur.
Dr. Sabri Bey’in 1. Dünya Harbi’nde görev yeri muhtemelen Trakya’daki 1. Kolordu’dur. Mütarekede Çorlu’da görevine devam ettiği anlaşılmaktadır. Yunanlılar Trakya’yı Temmuz 1920’de işgal etmişlerdir (Çorlu’nun işgali 21.7.1920). Yunanlılar Dumlupınar’da yenilip (30.8.1922), 9 Eylül 1922’de İzmir’de denize döküldükten hemen sonra Trakya’daki eli silah tutan erkekleri toplayıp, 16.9.1922’de Milos Adası’na sürmüşlerdir. Esir olarak götürülen 3 bin160 kişiden 2 bin 287 kişi Mart 1923’te geri dönebilmiştir (Esirlerin Değişimi Anlaşması, 30.1.1923). Dedem Halit Kantarcıoğlu da bu esirler arasındadır. Dr. Sabri Bey’in anlattığı hatıraları arasında “Milos esirliği” de vardır.
Dr. Sabri Bey’in İbradı (Antalya) ile iki yönden bağıntısı vardır. Eşi Münire Hanım (1893-1962) İbradılı olup, teyzesinin kızıdır. Münire Hanım’ın babası İbradılı Musazade oğlu Ali Rıza Aksoy, İbradı kadısıdır. Münire Hanım’ın kardeşlerinden olan Numan Aksoy (doğumu 1890) Antalya milletvekilliği yapmıştır. Oğullarından birisi de Prof. Dr. Muammer Aksoy’dur (4.1.1917-31.1.1990).
İbradı’da hakimlik yapan İzzed Cemâl Kişmir Dr. Sabri Bey’in amca oğlu olabilir. Çünkü İzzed Cemâl Kişmir’in oğlu Celâleddin Kişmir 1919 doğumludur (Dr. Sabri Bey’in çocukları ile yaşıt). Bu iki ilişki Dr. Sabri Bey’in ailesinin İbradılı olduğu, babasının görev yeri dolayısı ile Gönen’de doğduğunu düşündürmektedir.
Dr. Sabri Bey sade yaşayan bir halk hekimiydi. Eski muayenehanesini Dr. Ömer Tansuğ’a kiralamış, kendisi de onun karşısında evindeki bir muayenehaneye çekilmişti. Dr. Ömer Tansuğ da Çorlu’ya Hükümet Tabibi olarak gelmişti. O da sade yaşayan bir halk hekimiydi. İki muhterem hekim de Çorlu’ya ve köylerine şifa dağıtmışlar ve halkın yüce gönlünde yer almışlardır. Muayenehaneleri Hükümet Caddesi ile Balık Pazarı arasında geçit olan meydanda olup, Halk Eczanesi de Hükümet Caddesi tarafındaydı. 
Dr. Ömer Tansuğ ailesi ile Şeyhsinan Mahallesi Arabacıbaşı Sokağı’nda (1945-54 yılları arasındaki evimiz) komşuyduk. Halk Eczanesi’nde çalıştığım 1953-54 yılında bu iki hekimi daha yakından tanıdım. Yazdıkları reçeteleri laboratuvarda yapardık. Eczaneye gelen hastalar ile yakınlarının anlattıklarından, halkın ortak saygı ve sevgisini duyup, dinledim.
O zamanki muayene ücretlerini hatırlamıyorum. Bizden muayene ücreti almazlardı. Ama hatırladığım başka bir olaylar dizisini sunayım: Cuma günleri Çorlu’da pazar kurulurdu. Pazar yeri günümüzde Belediye’nin arkasındaki otoparkın bulunduğu meydandı. Ortaokul da pazarın karşısındaki konaktaydı. Bazen öğle paydosunda pazara çıkıp, dolaşırdık (1950-53). Köylüler de ürettiklerini getirip, pazarda satarlardı. At arabası koşan köylüler, öküz arabası ile gelenlere yavaşlıklarından ötürü “Öküz koşuyor” diye takılırlardı. Bir gün bir köylünün evinden getirdiği kara ekmeğe, Cumhuriyet Fırını’ndan aldığı francalayı katık edip, yediğini görmüştük. Köylümüzün durumu böyleydi. Bu yoksul köylüler eşini, çocuğunu, anasını, babasını Dr. Sabri Bey ile Dr. Ömer Bey’e getirirlerdi. Bu iki halk hekiminin muayene ücreti için “Ne verirsen ver” dediklerini bilirdik.
Muayene ücreti veremeyen köylülerin ertesi hafta yağlık mendili içinde 4-5 yumurta, bir tas yoğurt, tereyağı veya bazen da bir piliç getirdikleri eczanede anlatılırdı. Hattâ, piliçlerin bakımı sorunu da dile getirilirdi. Çünkü evin bahçesi yoktu. O günlerde bu tür fakir babası
hekimlerimiz vardı. Kendileri de savaş gördükleri ve sıkıntılı günler geçirdikleri için çok sade yaşarlardı (künyesine bakın).
Dr. Sabri Bey ve onu izleyen Dr. Ömer Bey halkın gönlünde yer etmiş babacan ve derviş ruhlu hekimlerdi. Nur içinde yatsınlar.