ÇİN’E MEKTUP

Efendim, bugün 27.11.2001 tarihinde Çin’e yazdığım mektuba hep birlikte bir göz atalım istedim. Okuyalım ve yorumlayalım.
11.04.2018
518 kez okundu
imbik@devrimgazetesi.com.tr

Sevgili Çin;

Geçen akşam haberlerde Dünya Ticaret Merkezi’ne üye olduğunu duydum. Kusura bakma hayırlı olsun diyemiyorum... Çünkü bunu hangi akla hizmet ederek yaptın bilemiyorum.

Belki senden küçüğüm ama unutma ki bir zamanlar üzerinde bulunduğun topraklarda medeniyetler kurmuş ve sizi fazlasıyla etkilemiş insanların torunuyum. Bu nedenle ne olur benim söylediklerimi biraz olsun dikkate al!

Duyduğuma göre önce telekomünikasyon ile işe başlamışsınız. Bak; bizde de böyle oldu. Daha sonra bizi neo liberal bir insanla tanıştırdılar ve onu başbakan yaptık. Arkasından gelsin yabancı sermaye, gelsin otoyollar, deniz evleri, gökdelenler vs.

Anayasayı değiştirmek için mücadele verdikleri söylenen insanları astık ama “Anayasa bir kere delinmekle, bir şey olmaz” diyerek, anayasayı resmen yok sayanları alkışladık.

Yani; gelen sermaye rahatlığı bizleri anayasamızdan bile vazgeçirdi. Biliyor musun? Bizler yeni sermaye sayesinde, kıçımıza don bulamazken, kivi ve çikita muz ile tanıştık. Ama bak; hiç fabrika yapmadık ve üretime sırtımızı döndük. Çünkü bu yeni dönemde para ile para kazanmayı öğrendik. Bu yolla da ülkemizin bir azınlığını yani; yüzde 5’lik bir bölümünü zengin yaparken, yüzde 95’lik bölümün fakirleştiğini anlayamadık bile! Ve öylesine anlayamadık ki; her seçim sonrası bu sermaye temsilcilerinin bir kesimini meclise sokmaya ve sözüm ona bizi temsil etmeye gönderdik. Ama; gel gör ki bizden üstün çıkan Fadıl tek başına 7 tane birden çıkarabildi! Bu dönemde kendimize o kadar güvendik ki; paramızı her ne kadar alan olmasa da, dünyaya açtık. Ve cebimizdeki dolarların sıcaklığı bizi ısıtıyordu! O kadar ısınıyorduk ki komşumuzun soğuktan donan çocuklarını, zaman zaman yapılan sosyal yardımlardaki çiğnenen insan onurunu ve çöplüklerden yiyecek toplayan insan manzaralarını asla göremiyor veya görmemezlikten geliyorduk.

Ve sevgili Çin; bir gün oyun bitti dediler. Verin borçlarınızı. Ve o günlerde bizi gönderdikleri toplayıcı ile tanıştırdılar. Yüzde 5’lik azınlığın dışında yer alan bizler yani üreten sınıf elimizde ne var ne yok verdik. Ödeyemediğimiz borçlar yüzünden fabrikalarımızı, evimizi, arabamızı, tarlamızı sattık. Fabrikalarımızı kapattık. Yani; bu içine girdiğiniz sermaye, ülkemizdeki işbirlikçileri aracılığı ile bize bir süre Kül Kedisi masalı yaşattı. Ama sonunda elimizde Sindirella’nın ayakkabısı bile kalmadığı gibi, kıçımızda don da kalmadı!

Sevgili Çin; biz yukarıda anlattıklarımı yaşarken maalesef ATATÜRK’ü unuttuk. Hatta bize kasten unutturdular. Bundan sonra (eğer çok geç kalmamışsak) onu tekrar anlamaya çalışıp, tekrar O’nda kurtuluşu bulabilir miyiz bilemiyorum.

Ama sizin için vakit çok geç değil. Sizin de KONFÜÇYUS’unuz var. Lütfen onu bir daha bir daha dikkatle okuyun ve tekrar yorumlayın. Zannediyorum böylece yanlıştan dönersiniz.

Veya bize bakın sevgili Çin. Halkımızın durumunu gözlemleyin. Bunlar sana mutlaka bir şey ifade edecektir. Yapma Çin. Biz yaptık sen yapma!