BAHRİ GÜVEN’İN ÖYKÜLERİ (2)

16.04.2018
449 kez okundu
aydinliddo@gmail.com

Genç Öğretmene Verilen Ders adlı öyküde ise adeta sarsıldığımı belirtiyim. Belki de benimde birebir yaşadığım içinde olduğum ortamları anlatmasındandır. Dedesli Ovası’nda bir köyde ilk öğretmenlik günlerini köylüyle olan iletişimleri anlatıyor. Keşke köyün adını da yazsaydı bende zorunlu olarak yazamayacağım. Yazar ders vermeye gittiği köyde, nur yüzlü yaşlı bir bayandan yaşam felsefesi olarak ilk dersi aldığını söylüyor. Güzel ve akıcı Türkçesi ile anlatıyor öyküyü. Öyküde köylülerin kendi imkanı ile yaptığı okulda, araç gereç yok, masa, sıra, sandalye yok. Yaşadığı güçlükleri anlatıyor. Okul yok ki lojmanı olsun. Muhtarın evinde yatıp kalkıyor.Başta muhtar ve köylünün öğretmenine kucak açtığını yeter ki çocuklarımızın okusun diye fedakârlıklarını anlatıyor. 1960’lı yıllarda okul ve eğitim durumudur anlatılan. Yazar nur yüzlü bayanın kendisine bir sözcükle müthiş bir ders verdiğini, hazır cevaplılığınıAnadolu insanının ‘kitapsız öğrenen’ bilgeliğini anlatıyor. Kısaca köylü deyip geçmeyelim ‘onlar ne çarıklı erkanı harptir’ bir görsen demek istiyor. Ne demişti büyük ozan Nazım Hikmet onlar için;

Topraktan öğrenip kitapsız bilendir
Hoca Nasreddin gibi ağlayan
Bayburtlu Zihni gibi gülendir
Ferhad'dır, Kerem'dir ve Keloğlan'dır.

Kitap birbirinden güzel öykülerle devam ediyor. Daha çok geçmişte yaşananlardan derlenmiş öyküler. Geçmişi bilmezsek geleceğe nasıl yürüyeceğiz ki? Tarih gelecekte önümüze tutulmuş bir projektördür. Yarın Türk köylüsünü eğitimini ve dramını merak edenler bu yaşanmış eserlere ve yazarlara bakacaklardır.
Besmat Basımevi tarafından basılan kitap 2017 yılında okuyucu ile buluşmuş. On öyküden oluşan kitap 111 sayfa, kitap adını Kasa Soygunu adlı öyküden alıyor. Üç kafadarın ilk tanıştıkları yer asker ocağı, Ökkeş (Adanalı), Gani (Diyarbakırlı), Bayram (İzmir/Kadifekaleli), üçünün de yazarın deyimi ile ‘boz bulanık ve uçuk’ hayalleri var. Askere gelmeden de sicilleri pek temiz değil. Askerden sonra birlikte bir soygun yaparak, hayallerindeki mutlu yaşamı yakalamayı düşlüyorlar. Askerlik sonrası yine bir araya gelerek, gerçekten de kurdukları hayali gerçekleştirerek ve planlayarak bir kuyumcu soygunu gerçekleştiriyorlar. Bir yıl sonra Gani Adana pavyonlarında bol para harcamasıyla polisin dikkatini çekiyor. Polisin sorgulaması sonucu bülbül gibi ötüyor. Diğer ortakları Ökkeş ve Bayram’ı ele vererek, temeli haksız ve hırsızlık olan kazancın sonu mahpusla bitiyor. Yazar olayı enine boyuna dinliyor, gerçek olduğu ve yaşandığı şekliyle kaleme alıyor. Okurken adeta bir polisiye roman heyecanına kapılıyorsunuz ve öykü o heyecanla bir çırpıda bitiyor. Yazar aynı zamanda ders veriyor. Haksızlığın, hırsızlığın sonu mahpushanede biter.
Yazar tüm öykülerinde Anadolu insanın, umutlarını, geleneklerini,  geleceğe dönük hayallerini, doğayla olan uğraşını vermeye çalışıyor. Değişik konuları ele aldığı öykülerinde gözlemci gerçekçiliği tercih ediyor. Öyküler için bir genelleme yaparsak, yazarın gelenekleri, halk arasındaki inanışları, köylü yaşayışını ayrıntılı bir biçimde yansıttığını söyleyebilirz.
Eline, diline yüreğine sağlık Bahri Güven Hocam, ülkenin sizlere duygulu ve duyarlı yazın ustalarına gereksinimi var. Yoksa kim konuşturacak bilge köylümüzü, kim konuşturacak Kızılırmak’ı? Kim gözü, kulağı ve sesi olacak bu halkın bu ülkenin?
BİTTİ