AK GÜNLERDEN AK PARTLİ GÜNLERE..

16.03.2019
214 kez okundu
imbik@devrimgazetesi.com.tr

1974’lü yıllarda Ecevit toplum önünde çizdiği KARAOĞLAN imajı ve topluma sunduğu güzel günleri simgeleyen AK GÜNLER söylemiyle iktidar olmuş ama; ne yazık ki, 1976’da yapılan ara seçimlerde, ulusal sermaye denilen (bence uluslararası sermaye iş birlikçileri) sermayenin, o tarihlerde gazetelere verdikleri boy boy ilanlar sonucu Ecevit iktidardan düşürülmüş ve halkımızın Ak Günler beklentisi kursağında kalmıştı.
Ve ne yazık ki; 1999 yılında aynı sermaye gurupları, Ecevit’in sağını ve solunu bağlayarak ve de liberal ekonominin vazgeçilmez bir olgu olduğunu ve hatta Atatürk ilkelerinin dahi artık uygulanamaz hale geldiğine kendisini inandırarak, devleti koalisyon ile yönetmek üzere seçtirdiler!
1974’lü yıllarda her mahalle ve köy kahvesinde: “Yeter artık! Canımızdan bezdik. Komünist olacaksak olalım.. Yeter ki; bu sıkıntılarımız bitsin” demeye başlayan ve bu düşünceler sonucu 1950 sonrası ilk defa sosyal demokrat bir partiyi iktidara getiren halkımızın umutlarını ne yazık ki sermaye kısa sürede söndürdü.. (Ecevit asla Komünist değildi ve olmadı.)
Ve halkımızın eline emperyalizmin acı reçetesini tutturarak, Kemâl Derviş’i ülkemize gönderip, ılımlı İslâm söylemleri ile birlikte halkın umutlarını yeniden yeşertti!.
Ama; iki yanı kuşatılarak ve de, yukarıda söylediğim gibi; kendisine sermaye tarafından, liberal yapılanmanın tek çözüm olduğu dayatılan ve yine ne yazık ki; ekonomik nedenlerden dolayı bunu mecburen kabul eden Ecevit’in son döneminde (emperyalizmin oyunları sonucu) çok acılar çekmeye mahkûm edilen halkımız, mahalle ve köy kahvelerinde şunu söylemeye başladı: “Yeter artık! Şeriat olacak ise onu kabul edelim. Yeter ki, bu sıkıntılarımız bitsin!”
Halkımızda bu geniş kanaati oluşturan uluslararası sermaye, (kapitalist-emperyalizm) Türkiye’de Sosyal Demokrasiyi tüketmiş ve yerine alternatif çözümler üreten ve sözüm ona halk destekli yeni bir model sunmuştur. Bu arada şu noktaya dikkatinizi çekmek isterim. Dikkat ederseniz önerilen tüm çözümler içersinde Atatürk’ün çözüm önerileri yer almamaktadır!.
Genel olarak baktığımızda; geçmişte hep birilerine umut bağlamış geniş halk kesimlerinin bu kez de, şeriatçı yani; din eksenli olmadığını, ama; halkın isteği doğrultusunda (yolsuzluk-yoksulluk-adalet v.s) çözümler üreteceğini söyleyen AK Parti’nin bu söylemlerini; (oynanan oyunu bir türlü fark edemeyen) halkımız kabul etmiş ve AK Parti’yi iktidar yapmıştır.
Başbakan olduğu yıllarda Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ağzıyla söylediği gibi: Kendisi ABD’nin Orta doğu’daki yapılanması gereği; Büyük Ortadoğu Projesi eş başkanlığı ve de; dünyaya örnek olacak ılımlı İslâm devleti olarak bir rol model almasıyla görevlendirilmişti..
Halkımız artık çok iyi anlayacaktır ki; buradaki hassas nokta, Atatürk’ün değerleri ve Karma Ekonomi Sistemi yok edilecekti!.
İşte dananın kuyruğu burada kopuyor!. AK Parti iktidarı sonrası ülkemize başta ABD olmak üzere uluslararası sermayeden büyük para girişleri oldu!. Bu paraların çoğunluğu; bırakın üretim ekonomisine yatırılmayı, tam aksine; Atatürk Türkiye’sinin bu güne kadar yarattığı tüm üretim değerlerinin özelleştirilmesine ve de; bu özelleştirilmelere karşı çıkmaması için, halkımızı uyutmak üzere, halkımıza borç olarak verildi.
Aslında işler kapitalist-emperyalizmin istediği gibi gidiyordu!.. Ne var ki; 12 yıl süren iktidar sarhoşluğu nedeniyle, AK Parti iktidarı bu büyük para trafiği içersinde şaşırdı ve kendisinde devletin parasını kullanma hakkını ve hatta bununla da kalmayarak, ülkemizde tek adam olma hakkını görerek; Anayasayı ve hukuk sistemimizi dilediğince kullanmaya başladı..
Başladı da; şurasını anlamakta geç kaldı: Artık Türkiye 2000’li yılların Türkiye’si ve gençlerimiz 2000’li yılların gençliği değildi.. Düşünen, sosyal medyada düşüncelerini paylaşan, Mısır-Suriye ve ABD’nin kuzey Afrika devletleri ile Ortadoğu’da dizayn ettiği, ve de; ucu ülkemizin bölünmesine neden olabilecek olayları kavrıyor, bu gelişmelerin, Kapitalist- Emperyalizmin bu oyunu olduğunu anlamaya ve bu oyunun ancak; Atatürk’ün değerlerine sahip çıkılmakla önlenebileceğine inanmaya başlamıştı..
Başta gençlerimiz olmak üzere, ulusal gelir dağılımın emekçiler aleyhine geliştiğinin fark eden halkımız; temel değerlerimizi birer birer yok eden AK Pari iktidarının kendini zenginleşirken, ülkemizi 650 milyar dolar borç batağına sürüklediğini gördü ve bu durumu ört bas etmek için, hukuk sistemimizi temelden sarsan AK Parti iktidarına karşı tavır almayı bir görev bildi.
Şimdi geldiğimiz nokta; Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyete ve O’nun değerlerine sahip çıkıp, Atatürk Devrimlerini kaldığı yerden omuzlayarak, yeniden yüceltmek ve de; tüm borçlarımıza rağmen, gerekirse; milli mücadele yıllarında olduğu gibi; ‘Tekalif-i Milliye’ kararlarını yeniden uygulamaya koyup, rahmetli Ecevit’in kaynağını Atatürk’ten alarak, başlattığı AK günler idealini ve dolayısıyla; Tam Bağımsız Türkiye’yi inşa etmektir..